-
Haber-Aktüalite ▼
-
Faaliyetler ▼
-
Yaşam-Kültür ▼
-
Tarih-Coğrafya
-
Edebiyat ▼
-
Yayınlar ▼
-
Görüş-Düşünce ▼
-
Gürcüce ▼
-
Söyleşi ▼
-
Video ▼
-
İnteraktif ▼
-
Chveneburi.Net ▼
 AISI TOUR
|
| Yayımlar : 37 |
Sayfa 1 ın/in/un/ün 4
Sonraki >
|
|
RUSYA’NIN SALDIRGANLIĞINA KİM DUR DİYECEK!
Yeryüzünde çoketnili ve çokkültürlü nüfus barındırmayan ülke, mumla aransa ancak bulunacak kadar azdır. Dünyanın neredeyse bütün ülkeleri gibi Gürcistan da çoketnili ve çokkültürlü bir nüfusa sahip. Üstelik tarihi boyunca da bu böyleydi. Bu çeşitliliği nasıl gördüğünüze bağlı olarak bunu bir ülke için zenginlik sayabilir veya ülkeniz için bir tehdit olarak algılayıp monoetnili bir toplum yaratma yoluna gidebilirsiniz. Gürcistan, ister tarihsel nedenlerden dolayı isterse monoetnik bir toplum yaratacak eğilime, iradeye sahip olmadığından dolayı diyelim, bu çoketnili ve çokkültürlü yapısını korumuştur. Gürcistan, Sovyet döneminden başlayarak bu çeşitliliğin bir sonucu olarak, üç özerk yapıya sahip bir ülkedir. Bu özerk bölgeler Abhazya, Güney Osetya ve Acara’dır.
|
|
YOL AYRIMI: KAFKASYA'NIN GERÇEK EVLATLARI VE MOSKOVA'NIN SADIK ÇOCUKLARI
Kuzey Kafkasya’da Ruslar daha çetin bir direnişle karşılaştılar. Bu direnişin sembolü Dağıstanlı bir Avar olan Şeyh Şamil’di. Şeyh Şamil, otuz yılı aşkın bir savaştan sonra Ruslara teslim olmak zorunda kaldı. Kuzey Kafkas halklarının direnişi Şamil’den sonra da sürünce, Moskova çözümü bölge halklarının sürülmesinde buldu. Ruslar, Osmanlı Devleti’yle de anlaşmaya vararak Kuzey Kafkasya’nın direniş gösteren bütün halklarını tehcir ettiler. Bu, o kadar acımasız ve zalimce bir sürgündü ki günümüzde bunun bir soykırım olduğu bile savunuluyor. 1864 yılında gerçekleşen bu sürgüne, yaklaşık 15 yıl sonra Gürcistan’ın güneybatısında yaşayan Müslüman Gürcüler eklendi. Göç nedenleri karmaşık olsa da onlarınki tam bir tehcir sayılmazdı. Ancak bu göçmenlerin ortak kaderi, topraklarını terk edip Osmanlı ülkesine yerleşmek oldu. Üstelik pek çok bölgede yan yana veya iç içe yerleştiler. Kız alıp verdiler, akraba oldular, et ve tırnak misali…
|
|
BU KADARI KAFDAĞINI DA AŞAR!..
 Bildiğiniz gibi Radikal gazetesinin Kafkasya konusunda, daha doğrusu Gürcüstan’ın Abhazya ve Güney Osetya sorunlarıyla bağlantılı konularda yıllardır yayımladığı yanlı ve yanlış haber ve yazılara dayalı gazetecilik anlayışı bir bildiriyle kınandı; ve ben de ayrıca “Radikal Gazetesi Ne Yapmaya Çalışıyor” başlıklı bir yazı yazdım. Bu bildiriye cevaben iki açıklama yapıldı; biri Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi’nden, diğeri ise Kafkas Dernekleri Federasyonu’ndan. Bu açıklamaların öncelikle şaşırtıcı ol(may)an yanının altını çizelim istiyorum; şaşırtıcı yan, söz konusu bildiride Radikal gazetesinin yayın anlayışı kınandığı halde açıklamaların buralardan gelmiş olmasıdır. Ne diyelim? Biraz deyişi bozma tasarrufunda bulunarak, “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz…” deyip durumu kavradığımızı söyleyelim.
|
|
RADİKAL GAZETESİ NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
 Nerdeyse çıkışından itibaren Radikal gazetesini okuyan, forum sayfalarına ve Pazar ekine arada bir yazılar yazmış, bir dizi yazısının hazırlanmasına katkıda bulunmuş biriyim. Yani Radikal, çıktığı tarihten itibaren benim de gazetem olmuş bir yayın organıdır. Kamuoyunda prestijli bir gazete olarak görünmeye her zaman dikkat eden ve zaman zaman başka gazetelere gazetecilik ilkelerini hatırlatan Radikal, konu Kafkasya olunca, neredeyse bir etnik grubun marjinal gazetesine benzer bir tutum içine girmektedir. Daha önce yazdığım “Yalanların Bilgeliği ve Türkiye Basınında Kafkasya” başlıklı yazımda da ele aldığım gibi, burada altını çizdiğim mesele taraflı olma meselesi de değildir; ki ulusal gazete her şeyden önce tarafsız olmalıdır.
|
|
İŞTE BÖYLE YAŞADI BİZİM PİROSMANİ
 Niko Pirosmani ya da Niko Pirosmanaşvili, pek çok sanatçı gibi, önemi ölümünden sonra anlaşılmış Gürcü halk ressamıdır. Yani eğitim alarak, güzel sanatlar akademisini bitirerek ressam olan kişilerden biri değil. Ama resimleri, insanda farklı bir duyarlık yaratan türden. İçten, basit, hiçbir sanat kaygısı güdülmeden yapılmış. Baktığınızda derin anlamlar aramanız gerekmiyor; açıkça ne olduğunu söyleyen resimler bunlar. Pirosmani, kendi kendini yetiştirmiş biri, resimleri de kendine özgü; onun teknikleriyle hayat bulmuş adeta. Herhangi bir ressamın çalışmalarını onunkine benzetmeniz, onunkiyle karıştırmanız olası değil. İşte böyledir Pirosmani’nin yaptığı resimler; apayrı, bambaşka…
|
|
“TAV” İLE “TRAK” ARASINDA NE FARK VAR?
 Galeri işleten bir dostumuzun eserlerini sattığı sanatçılar arasında Gürcüler de vardır. Bir gün, bu sanatçılardan biri, pazardan veya mağazadan ihtiyacı olan bir şeyi satın almak istediğini söyler. Ne var ki bu dostumuzun Gürcüce’si yetersiz kalır ve konuğunun adını söylediği şeyin ne olduğunu anlayamaz. Devreye jest ve mimikler de girince, galerici dostumuz tarif edilen şeyi anladığına karar verir. Hemen annesine telefon eder ve sorar: “Yorganın Gürcüce adı neydi anne?” Bunu neden sorduğunu da annesine çıtlatır haliyle. Kadıncağız, hayatında ilk kez “tercümanlık” yapacaktır. Heyecanlı biçimde hemen yanıt verir: “Yorgani”.
|
|
İKİ TROYA: ATLARIN VE SANDIKLARIN HİKAYESİ
 Troya Atı örneği bize, savaşların yalnızca askeri güçle kazanılamayacağını gösterir; zafere giden yolda zek â, hile ve kurnazlık da gereklidir. Benim burada “Troya” dediğim bir başka kentin ele geçirilişinde de bunları görüyoruz. Yazımın başlığındaki iki Troya’dan ilki, bildiğiniz Troya, Batı Anadolu’da ve Ege Deniz’i kıyısında. İkincisi, bilmediğiniz “Troya”, Kafkasya’da ve Hazar Denizi kıyısında. Batı Anadolu’daki Troya’nın düşüşüne yol açan bardağı taşıran son damla, Paris’in, Menelaos’un güzel karısı Helena’yı baştan çıkarması ve Troya’ya kaçırmasıyla ilişkilidir.
|
|
 Tarih kitapları, insanoğlunun barbarlığını anlatan sayfalarla dolu olmalı aslında; ama gelin görün ki anlatılanlar neredeyse sadece kahramanlıklar. Nedense, kahramanlıkların göğsümüzü kabarttığı kadar etki yapmıyor trajediler yüreğimizde. Doğu’dan Cengiz Han, Batı’dan Büyük İskender, adeta dünyayı ele geçiriyorlar ve insanlık tarihi de sanki onlarla yüceliyor. O kadar ki, şu veya bu olarak onları kimseye kaptırmıyoruz. Gerilerde kalan zaman dilimi içinde Roma İmparatorluğu dünyaya hükmediyor, Araplar Kuzey Afrika boyunca İspanya’ya kadar ilerliyor, Ruslar Kafkasya’yı aşıp daha aşağılara iniyor; Avrupalılar Amerika’yı keşfediyor veya fethediyor, Osmanlılar dünyanın en büyük imparatorluklardan birini kuruyor. Ve biz bu sırada, bu fetihler sırasında ne kadar insanın öldüğünü bilmiyoruz bile. Ne kadar insan acı çekmiştir, ne kadar insan doğduğuna pişman olmuştur, hiçbir fikrimiz yok.
|
|
KIPÇAKLAR VE “SON KIPÇAKLAR”…
 Bir miktar tarih kitabı, ansiklopedi karıştırırsanız, bir zamanlar Aral Denizi ile Karadeniz’in kuzeyinde geniş bira alana uzanan ve Deşt-i Kıpçak denilen topraklarda yaşayan Kıpçakların tarih sahnesinden silindiğini, onlardan geriye yalnızca Codex Cumanicus adlı bir sözlük ve metin derlemesinin kaldığını okursunuz. Eğer kafanız “codex” ve “Cumanicus” sözcüklerine takılırsa, o zaman biraz daha sözlük taraması yapar, bu sözcüklerin Latince olduğunu, “codex”in kodeks, “Cumanicus” Kumanca ve Kumanlarla ilgili olduğunu öğrenirsiniz. Sonra Kumanları merak ederseniz; o zaman da Kıpçaklar dediğimiz topluluğun aslında bir konfederasyon olduğu, içinde değişik boyların bulunduğu bilgisine ulaşırsınız.
|
|
TARİHİ YENİDEN YAZMAK, NE İŞE YARAR?
 Bir kelimenin peşine düşmüş İnternet ortamında dolaşırken, kendimi Dünya Abaza Birliği sitesinde (www.abhazbirligi.com) buldum. Burada, Abhazya hakkındaki kısa bilgiler dikkatimi çekti. Bu bilgilerin, sonradan yaratılmaya çalışılan bir ulus devletin inşası sürecinde başvurulan yöntemlerle kaleme alındığı açıkça görülüyor. Bu yöntemin başta gelen özelliği, şanlı ve köklü bir tarih kurgulamaktır. Bu türden bir tarihe, önce devlet inşası projesinin sahipleri kendileri inanır, sonra halkı inandırmaya çalışırlar. Başkalarının da bu tarihe inanmasını ve bunun kendilerinin gerçek tarihi olduğunu kabul etmesini beklerler; ama başlangıçta bunu çok önemli saymazlar.
|
|
| Yayımlar : 37 |
Sayfa 1 ın/in/un/ün 4
Sonraki >
|
|
|
|
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
E-Posta: chveneburi@chveneburi.net - Telefon: 0533 293 96
98 Adres: Selahattin Pınar Cd. Mevlüt Çavuş Sk. No:4/5 Mecidiyeköy - İstanbul |
|
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
|
|
|
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
|
|
|